GÖÇEBE


Dün sabah her zamankinden farklı hislerle uyandım. İçimden bir ses nereye kadar böyle devam edeceğimin hesabını soruyordu. Ruhumda taşıdığım o hiçbir yere ait olamama hissi günbegün büyüyordu ve günün birinde patlamaya hazır bir volkan gibi kendimi yakacağımın bilincindeydim. Şimdiye kadar hiçbir şehre iki seneden fazla sığamamıştım ancak bu defa elim kolum bağlıydı ve on iki yılın sonunda bile hâlâ çekip gidemiyordum. İçimde bir yerlerde hâlâ ırkımın göçebe genlerini taşıdığıma inanıyordum ve yerleşik düzen benim için tekdüzelikten başka bir anlam ifade etmiyordu. Yaşıtlarım çoktan geçimlerini sağladıkları topraklara yerleşmişler, çocuklarını büyütmüşlerdi. Bense bir ev sahibi bile olamamıştım. Parasızlıktan değildi elbette, korkuyordum. Bir evim olursa sanki bir daha oradan hiç gidemeyecekmişim, ömrümün sonuna dek o yerde hapsolacakmışım gibi hissediyordum. İnsanların ağızlarını yaya yaya satarsın demeleri bile sinirlerimin alt üst olmasına yetiyordu zira bir yerlerden ev almak demek burada kalmaya niyet ettim demenin bir başka yoluydu. Benimse o yollara girmeye hiç niyetim yoktu.

İnsanlar yaşamayı yalnızca nefes almaktan ibaret sanıyorlar. Oysa yaşamak mutlu olmaktır, nefes almak değil. Yaşamak yürüyebilmektir, yerinde saymak değil. Yaşamak imkânsız denilen hayallerin peşinden koşmak, koşarken nefes nefese kalmak, yorulmak, dizlerini parçalamak uğruna da olsa yine de yola devam etmektir. Yaşamak ait olmamaktır, teslim olmak değil. Dünya yaşadığını zanneden milyonlarca insanla dolu. Ben mi? Ben ne nefes alabildim ne mutlu olabildim. Ben ne hayallerimin peşinden koşmaya cesaret edebildim ne ait olabildim. Ben hep araftaydım ve bu yaşadığını zannetmekten daha vahim bir durumdu.

Önceki sabah içimde ansızın beliren o tuhaf hisle bu kez mücadele etmemeye karar verdim. Mücadele edilecek bir şey varsa o da yıllardır süregelen erteleme alışkanlığım idi. Sonra yaparım diyerek çocukluğumdan yetişkinliğime o ya da bu sebeplerle vazgeçtiğim ne varsa hepsini su yüzüne çıkarmaya karar verdim. Bu defa ben değil, bu defa mantık değil, bu defa insanların özgür ruhlarını sömüren acımasız dünya değil, o tuhaf his kazanacaktı; özgürlük kazanacaktı, ertelenmiş hayaller kazanacaktı.

Yıllardan sonra ilk kez kendimi bu denli mutlu ve rahatlamış hissediyordum. Her sabah benimle birlikte uyanan sırt ve boyun ağrılarım bir gecede geçmişti. Bu defa aynada gördüğüm adam bambaşkaydı. Gençti, diriydi, gözlerinin içi gülüyordu. Aynada gördüğüm bu çehre sahiden ben miydim? Yıllardır uyanmasını beklediğim, içimde bir yerlere sakladığım, kimseler arayıp bulamasın diye üzerini yaşama sevinçlerimle, mutluluklarımla, hayallerimle sıkı sıkı örttüğüm bu kişi sahiden ben miydim? Gözlerime baktım, beni oralarda unutalı kaç yıl olmuştu sahiden? Bir zamanlar şehirlere, ülkelere sığamayan, hayattaki yegâne dostu sırt çantası, kitapları ve müzikleri olan o genç delikanlıdan nasıl oldu da ay sonunda maaş almayı bekleyip koca bir ömrü yıllık izinlere sıkış tepiş sığdırmaya çalışan, sırf yük olur diye evde bir köpek bile beslemeye korkar hâle gelen, sabah işe gideceğim korkusuyla akşamları erken yatmaya mecbur kalan bir adam haline geldiğimi aklım almıyordu. Ama bitmişti, bugün her şeye sıfırdan başlayacaktım.

Kendime her zamankinden farklı, güzel bir kahvaltı hazırladım. Aceleye mahal vermeden, ağır ağır yudumladım çayımı dün sabah. Bu mutluluğun kısa sürede bitip tükenmesine bu defa gönlüm razı olmayacaktı. Kendim için yeni bir adım atacaktım. Benden başka hiç kimselerin olmadığı, kimselerin fikirlerinin yer almadığı, yalnızca kendim için ve kendi kararlarımdan oluşan yeni bir adım… Belki başka bir hayat, belki bambaşka bir şehir, belki başka insanlar…

Kahvaltıdan sonra neler yapabileceğimi düşünmeye başladım, radyodan güzel bir şarkı açtım. Boş bir kâğıda hayallerim diye bir başlık attım. Yalnızca umut etmenin verdiği huzur bile bambaşkaydı. Sonra sırasıyla şimdiye kadar ertelediğim isteklerimi yazmaya başladım. Başlarda aklıma pek bir şey gelmese de sonrasında hayallerim kendilerini açığa çıkarabilmek için bir bir sıraya dizildiler. Listemi tamamladığımda içimde oluşan heyecan ve yaşama arzusu beni çoktan ele geçirmişti. Neler neler yoktu ki içinde… Gitmek istediğim şehirler, okumaya bir türlü fırsat bulamadığım şiirler, seyahatler, filmler, kitaplar, yemekler…

Kararımı vermiştim, ilk olarak İzmir’e gidecektim. Okuduğum fakülteyi ziyaret edecek, gençliğimde geçtiğim sokaklardan bir daha geçecek, içimdeki o eski beni tekrar uyandıracaktım. Sonrasına oraya gidince karar verecektim. Aklım karışıktı, içimse heyecanla dolu. Bu defa içimden geçeni yapacaktım, aklımsa dizini kırıp oturacaktı. İşimden uzun bir süre için izin aldım, yanımaysa birkaç parça eşya. Bir de otobüs bileti aldım cam kenarı. Tüm eşyalarımı akşamdan hazırladım. Sabahın ilk ışıklarıyla basıp gidecektim ve ben artık bu şehirde fazladan bir dakika bile kaybetmek istemiyordum.

İzmir’e vardığımda güneş daha yeni doğuyordu. Şehir halkı yeni bir güne merhaba diyordu tüm içtenliğiyle. Yollarda arabalar görüyordum, liseli kızlarla oğlanlar güle oynaya derslerine yetişmeye çalışıyorlardı, semt pazarı çoktan kurulmuş, köylüler kendi mahsullerini sıra sıra kasa vitrinlerine dizmişlerdi. Emekli tayfası hâlâ pazara en erken gelen gruptu. Üniversiteliler ve işlerine yetişmeye çalışanlar metro duraklarını doldurmuşlardı. Güneş bu şehre bir başka doğuyordu, bu şehirden gidince anlamıştım. Tüm dünya batacak olsa hani güneş illa ki doğacaktı bu dağların ardından, öyle heybetli öyle büyüktü duruşu. Sokak lambaları birer birer sönüyor, kimsesizler parklardaki banklarından istemeye istemeye doğruluyorlardı. Uzaklardan gelen bir gemi daha sabah mahmurluğunu üzerinden atamamış dalgaları yara yara ilerliyor, limana yanaşmaya çalışıyordu. Palmiyeler yemyeşildi, çimenler capcanlı, çiçekler rengârenk… Gittiğimin üzerinden yıllar geçmişti ama İzmir’de hiçbir şey değişmemişti. Hâlâ çok güzeldi, hâlâ dimdik ayakta… Sanki İzmir’in bu dünyadaki görevi umuttu, azimdi, mücadeleydi. Tanrı iyi ki yaratmıştı İzmir’i.

Otobüsten iner inmez kendimi Konak’taki meydana attım. Kıyı boyu yürüdüm, ciğerlerimi İzmir’le doldurdum. Alsancak’a uzandım ardından. Daracık sokaklarında bir parça umut taşıyan insanları izledim. Tarihi evlerini öptüm gözlerimle. Hani birini çok sevmenize rağmen yıllarca göremezsiniz ama yine de unutamamışsınızdır ya, sonra bir gün hiç olmadık bir yerlerde karşılaşırsınız da sevinçten ne yapacağınızı şaşırırsınız ya işte tam da öyle bir şeydi, ben İzmir’i çok özlemiştim, hani utanmasam hani deli demeyeceklerini bilsem insanların koşup İzmir’e sarılacaktım, öpecektim yanaklarından, kollarımı açacaktım kollarına. Oysa ben yalnızca sokaklarında dolaştım.

Birkaç gün İzmir’de dolandım durdum. Urla’ya oradan Foça’ya, oradan Çeşme’ye derken adım adım gezdim. Ne durdum, ne yoruldum. Bir zamanlar sokaklarında avare bir üniversite talebesi olarak dolaştığım bu kenti bu defa yudum yudum, her bir metre karesinin farkına vararak geziyordum. Aslında dolaştığım İzmir değil, kendi benliğimdi, farkındaydım. Özümde kim olduğumu, ne yapmak istediğimi sorguluyordum.

Evden çıkalı neredeyse bir hafta olmuştu ve ben mutluluğu yeniden bulmuşken öyle sıkı tutmuş öyle sarılmıştım ki kollarımla bu saatten sonra bırakmaya hiç niyetim yoktu, olmayacaktı da. Günler sonra nihayet bir akşam vakti Alaçatı’ya varmış, daracık sokaklarından birinde bulunan bir meyhaneye oturabilmiştim. Her sokağından ayrı bir melodi yükseliyor, her melodi insanı zihninin derinliklerindeki farklı bir hatıraya götürüyordu. Masadan kalktığımda saat gece yarısına yaklaşıyordu, taş odalı otelime gidip karşımda duran Ege’nin hırçın dalgalarını izledim. Evimi, işimi geride bırakma sebebimi hatırladım, sonu olmayan yolculuğumu düşümdüm sonra. Aradığım şeyi bulmanın keyfini sürdüm günlerce. Ben buydum işte; dur durak nedir bilemeyen, koşmadan duramayan, özgürlüğünü hiçbir şey pahasına satamayan adam bendim işte. Peki, sırada hangi kent vardı şimdi? Sabah olunca çıkacağım yollar beni nereye götürecekti bu defa? Benliğimi arama yolcuğum kendine mabet olarak nereyi seçecekti? Sorularım uzadıkça gece de uzuyordu, dalgalar sanki kıyıya değil içime vuruyordu. Bir müzik açtım radyodan, bir de sigara yaktım, oturdum ardından bir otobüs bileti daha baktım.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla paylaşın!

Tepkiniz nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
5
love
lol lol
1
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  1. Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği çok güzel bir yazı olmuş. Umarım devamı gelir.