Ne Çok Sevdin Beni


Öğrendiğim gerçeklerden çok uzak bir yaşamın parçasıydı o. Olmayan bir dünyanın şekilsiz insanı var olmuştu garip bir telaşenin içinde. Hırpaladı canını, kendi içinde yok olacağını bilmezmiş gibi susuz, tekinsiz melek. Bin bir çeşit masalın arkasından çıkıp gelmiş de elimi tutmuş gibiydi. Beni değil inançla kendini avuturken bir köşede; gizli kalmış, parlak bir bıçağın sırtında göz göze geldi kendisiyle, insanlık hâliyle saçını düzeltti önce. Ne çok sevdi beni, hem de ne çok…

Çıkarların parçalandığı vicdan ağrılarında önce kendine hükmetti bir altın varaklı fotoğraf çerçevesinin önünde. Baş harflerini yazdı peş peşe kanlı parmaklarıyla buğulanmış cama, yüzünde yalancı bir gülümsemeyle. Acıyla karışık bir kahkaha merhem olur sanmıştı yarasına. Gözleri gülmüyordu ilk gördüğümde. Eline bir oyuncak tutuşturuverdiğimde gözleri parladı sevinçten. O ışıltıyı izlemek bile güzeldi. Yedi gün yirmi dört saat vedalaştı kendiyle. Yılıp, yıkıp yeniden kurdu oyunlarını. Beyazlarını sevdi elleriyle. “Ben bu yolda tükeniyorum,” dedi, öyle biraz istekli. Dedi demesine de…

Boylu bir cam vazonun içini kumla doldurup içine yaban çiçekleri dikti, ölene kadar gülümsedi kaktüsler toprak yok diye altında.

Aileden yadigâr dantel bir sehpa örtüsü her gün göz ucuyla vurdu yüzüne, ta ki paramparça edene kadar gençliğini. Bir martıya selâm verdi o yolda, borçlu çıktı. Sebep? “Kanatları sağlam çıktı,” dedi bana. Haklıydı. Gülüştük. “Ben suya dalar, balık avlar sanmıştım,” dedi. Sustum. “Yeşil suların kırmızı balıkları hep şeffaf olur,” dedim. Sustu.

Sustuk. Öylece. Ne kadar bildiğim kelimem varsa, ne haykırdıysam cümlelere hepsini her daim ona hediye ettim. Güzel sevmişti beni vesselâm. Bilirdi ki elim hep açıktı, hiç sıkmadım bu sebepten avucumu. Dedem gibi öfke basınca bedenimi, rengi değişirdi gözlerimin. Hep aynı kaldı renklerim. Bir duyguyu kaybedeli epey olmuşken; yerini de tebessüme hediye edeli beri ruhum da sıkışmaz olmuştu. Avuturdum ikimizi de böylece. İçim yükselir, gözlerime yıldızlar yerleşirdi. Ritmi bozuk kalplerin ilaçlı tedavisine güler geçerdik bazen. O anlardı beni. Bâki dünyaya diktiğim taç yapraklarımı sevdi. Bildiğim her şeyi öptü geçti. Sustum.

Avuttu ruhumu gökyüzünün renkli kuşaklarında. Bilirdi benim gibi, benim ki; artık son faslımdı. Akşamların hüzünlerinde susmaz ağrılarını sarardım uykularımda. Açılmış yaralarını öper koklar, sarılırdım dertlerine. Değmedim uyandığı sabahlarının uçsuz çaresizliğine.

Şiddetin şirazesinde kaybolurken pusulası bozuk izciler, bulduklarını sandıkları izleri de kaybettiler. Topladım peşlerinden ekmek kırıntılarını.

Küfürleri bağlaç gibi kullandım o gece. Sebebi şaraptı tabii ki. Nezaket ormanlarına dalmışım bir gece vakti kan ter içinde. Her tabela yanlış bir yola çıkarmış beni. Küfürlerimle sevdi o beni çünkü hiç duymadı zarif öfkelerimi. Rengim değişmediğinden bütün endişelerini de kaybetti çakıl taşlı yokuşta.

Bir gece bir şarkı sözünde dilinden kâğıda düşürüverdi aklındaki fikri. Bir de sihirbazmışım ben. İçten güldüm okuyunca. Derin mide ağrılarım sona erdi o şarkıyla. Çocukluk işte, dedim. Hemen düşüverdi oyuna.

Kaç zaman geçti hiç saymadım günleri. Kalan zaman belirsizdi. Ha bugün ha yarın çok bir şey fark etmiyordu aslında.

Konuştum durdum peşi sıra yollarında. Sessiz kelimelerim harflerinin önüne geçti. Ne çok sevdi beni, ben de onu. İçeri sakladığı her kirpiğini kendi kirpiğime ekledim. Birlikte yumduk gözlerimizi birçok farklı yerde.

Bu Ağustos sabahını sana bırakayım artık, yaz dilediğin gibi.

Ben mi?

Elimde bir Eylül var o da hep gizlediğim gibi.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla paylaşın!

Tepkiniz nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

0 Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.