Ouroboros


Her şey kendi doğrusunu bulur. İçim yineleyip duruyor. Öf, öf  bu ne menem bir doğrudur. Bunca karmaşık, çok zikzaklı,enine, boyuna, derinliğine sayısız ucu olan… Şimdi ve gelecek kafamda, ancak  beyaz bir bayrağı çekercesine kendime sunmak istediğim doğanın herhangi bir parçası olmak. Bu kadının fenalıklarına dayanamıyorum artık. Bu kadın dediğim de kendim işte. Kendimdem ayrı bir eve çıkma şansı verseler  ceketimi bile  almadan koşarak uzaklaşacağım. Hücrelerimi geldiğim yerde silkeleyip bırakmış olmak, düşüncesi bile kulağa hoş geliyor.

Beynim bazen köpürüp azıyor, çok kısa sürelerle geri çekiliyor. Beynimdeki düşüncelerin kapladığı yeri ancak bir öncekilere eklenmiş,  yeni düşünceler alıyor ve ötekiler altta kalıyor.

Günlük hayatın çizgileri belirsizleşmeye, dahası silinmeye yüz tutunca huysuzlanıyorum. Zorla tutulmadığımı biliyor, zorla tutuluyormuş gibi hissediyorum. Dinledim, konuştum, duydum, gördüm, gittim, geldim ve yıllar birbirine eklendi.

Kahve fincanımı kafamdan geçenleri anlamazlar diye umarak abartılı bir neşeyle kapatıyorum. Mutfağa gidip döndüğümde fincanın yanında çok güzel bir kuştüyü buldum. Öyle hoşuma gitti ki tüyü alıp kulağımın üstüne; eski bakkalların kalem koydukları gibi koydum.

Kış akşamları erkenden iniyordu. Böyle zamanlarda işim zordu. Akıl tuzaklar kuruyor, muhakeme gerektiriyordu. Kızlara fincanlar soğuyana kadar oyalansınlar diye fotoğrafları getirdim. Özenle yapıştırıp altını doldurmak üzere sayfayı boş bırakıyorduk. Hangimiz için hesabı hiç sorulmayacak bir defter tutuyorduk. Başkalarını değiştiremezdim, kendimi değiştirmeye uğraşıyordum. Ben yeni ben olduğumda hala canımı sıkıyorlarsa hayatımdan çıkarırdım. Sanki eski bir fotoğraftan hoşlanmadığım birini makasla kesip çıkarırcasına kolaydı. Yerine iyi geleni koyabilmem için o boşluk esasen gerekliydi. Gölgeme sahip çıkıyor, karanlığımı yanıma alıp aydınlığımda eritiyordum. Yargılarım keskinliğini kaybediyor,siyah beyaza karışıyor, gri alan git gide büyüyordu. İçimdeki rahatlığı bir başkasına aitmiş gibi çekinerek karşılıyordum.

Sakin; ama şaşkın bakıyormuşum kızlara. Masada bir hareketlenme oldu. Bir resim var ellerinde; anneannemi huzurevinde ki son ziyaretimizden. Anneannem hepimize “Elinizde çok biletiniz var. Daha ne kapalı gişe oyunlar seyredeceksiniz.” demişti. Onların zamanında kırkından sonra azanı teneşir paklardı. Örgü örer, torun bakarlardı. Kocaman divanda dekoratif yastık gibi dururlardı . Mevsimine göre karmaşa yaratırlardı; ama tarhana, reçel yapılacaksa. Maaşlarını almak için bankaya çıkacaklarsa bankamatik kullanamama yüzünden gençlerden biri gelsin yanında istenirdi. Öyle günlerde yaşıtlarıyla karşılaşırlarsa avuntu niyetine içlerini dökerler, sonrada döktüklerine basıp geçer giderlerdi.

Şimdiki zamane biz babaanneler öylemi ya! Gezmeler, yazar olacağım diye hedefler,  spor yapmak, kitap okumak, her türlü sosyal etkinlikten geri durmamak ve hatta ikinci üniversite okumalar…

Heyecanla kızlara benim de huzurevinde ki son günüm olsa size neler anlatırdım neler deyiverdim. Hemen bir huzurevindeki beni betimlemeye başladım.

“Cama yakın bir koltukta önümde bir defter oturuyorum. Yüksekliği koltuğun sırtına kadar gelmiş kitaplar etrafımda dizili, bakınıyorum ve öleceğimi biliyorum diyerek kendi kendime gülüyorum. Öldüğümde beni gömecekleri yerde beynimi kemirecek mahlûkata acıyorum diyorum. Hayvanlar üst üste yaşıyor buldukları yiyecekleri aralarında paylaşıyorlardı. Beynimi kemiren karıncalardan birkaçı ait oldukları gruptan ayrılıp yeni yerlere keşfe geziye çıktılar. Okuduğum kitapların tortulandığı beyin tarafımı yiyen mahlûkat topraktaki yaşanan düzene yeter bu distopya diye isyan edip yukarı çıktılar, onları yiyen kaplumbağa kuşlara seslendi:

“Yürüyerek uzaklara gidemiyorum uçurun beni.”

Sen uçmuşsun zaten diyen biri falıma bakmak için açtı fincanımı ve koskoca bir kaplumbağa oturuyordu fincan tabağında. Kimilerimiz notaların değil sözcüklerin meydana getirdiği melodiyi seçiyor. Öyle çok seçenek var ki yolumuzu bulmamızda. Hanımefendi  fincandan seslendiriyordu ayıkla, birleştir, bekle kelimelerini oysa biliyorum hep hiçtir ve bazen bir masal iyi gelir.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla paylaşın!

Tepkiniz nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

0 Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir