Ben Hep Beklerim


Kendi telaşımdaydım. Bazen içinde bulunduğum durumları o kadar yoğun yaşıyor, o kadar kendime has sanıyordum ki mantıklı düşünmeye başladığım evrede zaten stresi tüm vücuduma hakim olmuş oluyordu. Kendimi bu kadar yormamalıydım, biliyordum. Aciz olduğumuz konularda yapabileceğimiz her şeyi yaptıktan sonra olanı yaşamaktı bize kalan; acı tatlı tüm sürpriziyle.

Tüm bunlardan sonrası beklememeliydim, o yoktu gelmeyecekti hem bunu yas dolu bir törenle herkes de öğrenmemiş miydi? Korkuyordum bilmeyen birileri kalmıştır da bana onu sorar bir gün, diye. Nasıl bir tepki verilir, böyle keskin yüzleşmelerim nasıl olur bilmiyordum, yabancısıydım bu duygunun. Çünkü bazı zamanlar benim kafam zaten karışıyordu; var gibi geliyordu, ben de öyle davranıyordum hep, hala onunlaymış gibi hayatım. Hatta bazen boş bulunup onsuzluğumu bilen birilerinin yanında var gibi konuşunca hızlıca toparlamaya çalışıyorum durumu, hissediyorum çünkü onlar da bir tuhaf oluyor ne tepki verecekleri konusunda. O noktada gücümü göstermem gerektiği bilinciyle bir insana verilmiş en güzel ve etkili şeyi kullanarak durumu toparlıyorum ya da ben öyle sanıyorum; gülüyorum.

Uzun zaman oldu ki çok sabırsız bir insan olan ben için “uzun zaman” kavramı bazen bir gün bile olabilirken; yaklaşık bir buçuk yıldan bahsediyorum. Eğer bir daha hiç görememekten bahsediyorsak bu gerçekten çok uzun ve artacağını bildiğim bir süre ve bu kadar süredir belki de dünyaya gözlerimi açınca söylediğim ilk üç kelimeden biri olan içinde gerçek sevgi ve güvene dair tüm duyguları barındıran o sözcüğü kullanamıyordum; rüyalarım ve baş başa kaldığımız, ama bir tek benim konuştuğum anlar hariç. Dört harfli yüce bir hitap ve ne olursa olsun en çok hak edene öyle seslenebildiğim için kendini hep çok özel hissedecek olan bir ben. Videolar var, sesini özlediğimde başka diyaloglarımızda onu konuşturabilmek için dinliyorum. Direk benimle konuşurken bir videosu yok, o içten seslenişi zamanla unutur muyum acaba? Bu da beni çok korkutuyor. Hani çok klişe bir soru vardır. “Şimdi şuradan o gelse ne yapardın, ne söylemek isterdin?” diye. Dilimden hiçbir şey dökülmezdi, gideceği anı düşünmekten konuşamazdım bence, söyleyebileceğimiz her şeyi söylemiştik, ölümü bile konuşmuştuk zaman zaman susturmaya çalışsak da birimiz diğerini, hep uzaktı çünkü. Bir şeyler söylemeye gerek var mıydı yani? O yüzden susar ve sadece sarılırdım galiba. Kokusu hep burnumda; ama gerçekten öyle kokan bir şey yok artık dünyada, tekrar içime çekebilmek isterdim.

En son tenini sıcak hatırlamıyorum, uykusu çok hassastı, uyanır uyanmaz da kimin uyandırdığını anlayınca hemen esprili bir şeyler yapar mutlaka güldürürdü normalde; ama işte o gün sanki o değildi, damarlarındaki kanın sıcaklığını hissedebilmek isterdim. O da sımsıkı sarılsa yeterdi. Konuşmasaydık olurdu; o olsaydı yeterdi. Kapıdan çıkarken uğurlayamayışlarım, kardeşlerimle son öpücük benim olsun kavgalarımızı hatırlıyorum, acaba en son kimin öpücüğü kaldı güzel yanaklarında.

Hani o klişe soru, dedim ya asıl cevabı  şuydu: “Sen hiç gelmesen de ben hep beklerim zaten hep seninle gibiyim, bu kadar güzel sevdiğin için teşekkür ederim.”


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla paylaşın!

Tepkiniz nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

0 Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir